27 Mart 2021 Cumartesi

ATATÜRK DÖNEMİ EKONOMİ POLİTİKALARI

ATATÜRK DÖNEMİ EKONOMİ POLİTİKALARI

 

Özet

 

Bu çalışmada cumhuriyetin ilanı sonrasında yeni Türk devletinde Atatürk öncülüğünde uygulanan ekonomi politikaları incelenmiştir. Söz konusu inceleme iki ana dönem ve başlık altında yapılmıştır. Bu dönemlerden ilki 1923-1929 arası dönemde Cumhuriyetin ilanı ile başlayan ve İzmir İktisat kongresi ile temelleri atılan liberal iktisat paradigması çerçevesinde şekillenen dönemdir. Bu dönem 1929 yılına kadar sürmüş ve dünya çapında meydana gelen Büyük Buhran ile son bulmuştur. 1929 -1939 arası ikinci dönem ise planlamacı devletçilik paradigmasında şekillenmiş olup Türkiye bu dönemde Sovyetler birliğinden sonra dünyada devlet müdahalesi uygulayıp kalkınma planlarını hayata geçiren ikinci ülke olmuştur.

Ekonomik açıdan oldukça önemli olan 1929-1939 arası Türkiye ekonomisinde ekonomik temellerin atıldığı, ilk defa kamu iktisadi teşekküllerinin hayata geçirildiği, toplumsal ve ekonomik yapıda köklü değişimlerin yaşandığı bir dönem olarak ön plana çıkmaktadır. Varlıkları günümüze kadar devam eden birçok ekonomik yapı bu dönemde kurulmuştur.

Osmanlı Devletinin son döneminde meydana gelen savaşlar ve göçler sonrasında harap olan Anadolu coğrafyası kendi öz gücüyle bir devrim gerçekleştirmiş bu devrimin öncülüğünü ise Atatürk önderliğinde yaşamıştır. Atatürk kurtuluşu milli iktisat hamlesinde bulmuş ve vizyoner bir bakış açısıyla birlikte Türkiye’yi muasır medeniyetler yoluna sokmuştur.

Bu çalışmada, cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün iktisat politikası 1923-1929 yılları arası ve 1929-1938 yılları arası olmak üzere iki alt bölümde incelenecektir.

 

Anahtar Kelimeler: Ekonomi Politikaları, Devletçilik, Liberal Politika, Kamu İktisadi Teşebbüsü

Giriş

Atatürk önderliğinde gerçekleştirilen cumhuriyet devrimlerini incelemeden önce yeni kurulmuş devletin geçmişten nasıl bir miras devraldığını incelemek yerinde olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu özellikle 19.yy’ın ortalarından itibaren birçok reform hareketi gerçekleştirmeye çalışmış ancak tanzimat ve ıslahat fermanlarıyla ortaya çıkan bu yeni dönem çöküşe engel olamamıştır. Siyasal alanda ise 1800’lü yılların sonunda ilan edilen meşrutiyet rejimi kısa ömürlü olmuş 1908 yılında ilan edilen ikinci meşrutiyet ise içinde bulunulan ortamında etkisiyle İttihat terakkinin güdümünde bir sürece dönüşmüştür.

1900’lü yılların başındaki siyasal gelişmeler aslında cumhuriyetin ilk yıllarının doğuş noktasıdır. Şöyleki 1911 yılındaki Balkan ve Trablusgarp savaşları Anadoluya ciddi bir göç hareketinin yaşanmasına yol açmış sonrasında daha işler tam düzelmeden patlak veren Birinci dünya savaşı ise işlerin çığırından çıkmasına yol açmıştır. Savaştan mağlup ayrılan Osmanlı Devleti çok ağır şartlarda imzaladığı ateşkes anlaşması sonrasında Sevr gibi çok ağır bir antlaşma ile karşı karşıya kalmıştır.

Cumhuriyetin Osmanlı’dan devraldığı miras ise; savaşlardan bitap düşmüş bir halk, üretken erkek nüfusu azalmış bir toplum ve tarım arazileri tarumar olmuş bir toprak parçası olarak ifade edilebilir. (Coşkun, 2003: 72).

Kurtuluş savaşında küllerinden doğan Türk milleti Mustafa Kemal önderliğinde ekonominin içinde bulunduğu çok zor koşullar altında, bağımsızlık ilkesinden ödün vermeden ülkenin imar ve ulusun kalkınması ancak yine ülkenin sınırlı kaynakları ile gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.

Bu konudaki çabalar ve Cumhuriyetin ilk on yılında uygulanan politikalar 1930'ların başlarından itibaren önemli farklılık göstermiştir. İlk yıllarda özel girişime verilen önceliğin yerini 1929'dan sonra devletçilik politikası almıştır. Bu politika değişikliğinin nedeni dünya konjonktüründe ortaya çıkan gelişmelerin (1929 Büyük Bunalımı) yanı sıra yeterli bilgi ve sermaye birikimine sahip olmayan özel girişimin tek başına bu işin altından kalkamayacağının anlaşılması olarak ön plana çıkmaktadır.(Aktan, 1998; 6)


 

1.     1923-1929 Arası Liberal Politikalar Dönemi

 

Kurtuluş savaşından zaferle çıkan Atatürk’ün nihai hedefi her alanda tam bağımsız Türkiye’nin inşası olmuştur. Bu bağlamda Lozan Konferansına giden heyetin başı olan İsmet İnönü’ye kapitülasyonların kayıtsız ve şartsız kaldırılması konusunda verdiği talimat kayda değer bir nitelik taşır. Hatta ilk görüşmeler bu başlık nedeniyle tıkandığında heyeti geri çağırarak kapitülasyonların kaldırılmasının ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir.

Atatürk’ün ekonomi politikasının temel hedefi Türk Milleti’nin çağdaş uygarlık seviyesine ulaştırmaktır. Tarımsal geçim ekonomisi ile geçimini sağlamaya çalışan yoksul ve eğitimsiz bir savaş yorgunu toplumdan dünya ile rekabet edebilen, kendi kendine yeten tam bağımsız bir ekonomi kurmayı amaçlamıştır.

Duyun-u Umumiye[1] nedeniyle ticari faaliyetleri büyük ölçüde durmuş bir ülke durumundaki Türkiye’den gümrük, vergi ve üretimde kendine yetebilen bir ülke inşa etmek ve bunu savaştan yeni çıkmış bir toplumla yapmak ancak Mustafa Kemal gibi bir idealistin gerçekleştireceği türden bir devrimdi. Tüm bu problemlerin çözümlenebilmesi ve yeni kurulacak olan devletin ekonomi politikasına yön verecek önlemlerin belirlenmesi için 1923’te İzmir İktisat Kongresi düzenlenmiştir (Karataş, 1998: 3318).

1923’ten 1929’a kadar geçen sürede siyasi, hukuki ve sosyal alanlarda ortaya çıkan önemli gelişmeler, ekonomi politikalarının acil önlemler içerecek biçimde şekillendirilmesini gerekli kılmıştır. Bu anlamda İzmir İktisat Kongresi’nin Cumhuriyetin ilk yıllarındaki politikaların belirlenmesinde özel bir önemi vardır (Oğuz ve Bayar, 2003: 5).


 

1.1.         İzmir İktisat Kongresi

İzmir’de 17 Şubat 1923 tarihinde toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nin toplanma gayesiamacı, savaştan yorgun çıkmış olan iktisadi faktörlerin ve birimlerin birbirlerini tanımalarını sağlamak, onların ihtiyaçlarını tespit etmek, iktisadi konular üzerine dikkatleri çekmek ve iktisat politikalarını da bu sonuçlara göre belirleme isteğidir (Gökçen, 1998: 3256)

Atatürk’ün kongreyi açarken yaptığı konuşma tarihe not düşmesi bakımından oldukça önemlidir. Bu konuşmada ulu önder: "Yeni Türkiye'mizi layık olduğumuz düzeye eriştirebilmemiz için mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü zamanımız tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey değildir. Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz. Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir." demiştir.

İzmir İktisat Kongresinde alınan önemli kararlardan birkaçı şu şekildeydi. ((Parasız, 1998: 3;Yavi, 2001: 283):

ü  Ekonomik gelişmeye katkısı olmak koşuluyla yabancı sermayeye izin verilecektir.

ü  Yerli üretimin geliştirilmesine çalışılacaktır,

ü  İç gümrükler kaldırılacak, koruyucu gümrük tarifeleri kabul edilecektir,

ü  Türk limanlarında kabotaj hakkı sağlanması ve demiryolu, limanlar ile diğer ulaşım altyapısı geliştirilecektir,

ü  İç gümrükler kaldırılacak, koruyucu gümrük tarifeleri kabul edilecektir. (Yavi, 2001: 282-283)

Yukarıda bazı kararları verilen İzmir İktisat Kongresi kararlarından da anlaşılacağı üzere bu dönemdeki ekonomi politikaları daha çok serbest piyasa anlayışı üzerine kurulmuştur. Yabancı sermayenin gelmesi ise alınan kararlara karşın pek mümkün olmamıştır. Çünkü bu dönemdeki sermaye hareketlerindeki uluslararası kısıtlamalar ve küreselleşmenin günümüzdeki kadar etkili olmaması yabancı sermayenin ve yatırımların sınırlı kalmasına yol açmıştır. (Hiç, 1998: 3286).


 

1.2 İş Bankasının kurulması

Türkiye İş Bankası 26 Ağustos 1924 yılında Atatürk'ün direktifleriyle İzmir Birinci İktisat Kongresi'nde alınan kararlar doğrultusunda 26 Ağustos 1924 tarihinde kuruldu. İş Bankası ilk Genel Müdürü Celal Bayar'ın liderliğinde 2 şube ve 37 personel ile hizmete başladı. İş Bankası 1 milyon TL'lik nominal sermaye ile kuruldu. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL'lik bölümü ise bizzat Atatürk tarafından karşılandı.

Türkiye'de tüm bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek, sınai gelişmeyi başlatmak, ulusal tasarrufları harekete geçirmek, temel ekonomik atılımları finanse etmek ve kredi ihtiyaçlarını karşılamak, yeni kurulan bir ülke için yaşamsal önemde etkinliklerdi.

İş Bankası serbest piyasa anlayışı doğrultusunda kamu kaynakları kullanmadan özel girişimle kurulmuş bir banka olarak ön plana çıkmaktaydı. İzmir İktisat Kongresinde alınan kararların en belirgin yansıması olarak nitelenebilecek bu kuruluş hem cumhuriyetin kuruluş döneminde hem de sonrasında birçok ekonomik atılıma öncülük etmesi bakımından önem arz etmektedir.

1.3 Lozan’ın Ekonomik Maddeleri

Lozan Barış antlaşması modern Türk devletinin kuruluş vesikası olmasının yanı sıra ekonomik bakımdan da tam bağımsızlığının dünyaya ilanıdır. Şüphesiz tam bağımsızlık anlamında kapitülasyonların kaldırılması önemli bir yol ayrımını ifade eder. Kapitülasyonlar ilk olarak Kanuni zamanında Fransa’ya siyasi amaçla verilen fakat sonrasında tüm Avrupa ülkelerine sağlanan ve ekonomiyi bir bütün olarak Pazar konumuna düşüren imtiyazladır.

Kapitülasyonların kaldırılması büyük bir başarı olarak görünmesine rağmen bu antlaşma ile Osmanlı borçlarının büyük bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti tarafından devralınmıştır. Lozan’ın öngördüğü sınırlar dikkate alınarak Osmanlı borcu, Türkiye Cumhuriyeti ile imparatorluğun topraklarını paylaşan diğer devletler arasında dağıtılmıştır (Boratav, 1998:32).

1.4 Vergi Düzenlemeleri ve Millileştirme Hamleleri

1926 yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan intikal eden vergilerden temettü ve harp vergisi kaldırılmıştır. Ayrıca Osmanlı’dan kalan 1925 yılında yürürlükten kaldırılması önemli bir adım olarak nitelendirilebilir(Korkmaz, 1998: 3414).

Bu dönemde aşar vergisinin kaldırılmasından kaynaklı gelir kayıplarının önüne geçmek için önemli devletleştirme adımları atılmıştır. Bunlardan en dikkat çekenleri ispirto, kibrit, şeker gibi temel mamullerin devletleşitirilmesi yönünde karar alınmasıdır. Osmanlı döneminde devlete ait olan bu tekeller 1925 yılında kurulan Sanayi ve Maadin Bankası tarafından devralınmıştır (Aktan, 1998: 34).

1.5 Teşvik-i Sanayi Kanunu

            İktisadi açıdan kalkınma yolunda en önemli kilit noktalardan birisi yerli ve milli sanayi hamlesinin yapılmasıdır. Atatürk cumhuriyetin ilanından sonra bu amaçla bir çok adım atmış yerli üretimin güçlenmesi adına birçok yeniliği hayata geçirmiştir. İlkin 1913 yılında çıkan Teşvik-i Sanayi Kanunu revize edilerek 1927 yılında yeni bir çalışma hazırlanmıştır. Yeni çalışmayla yerli sanayi sektörüne ucuz devlet arazisi tahsisi, çeşitli vergi muafiyetleri, taşıma indirimleri gibi teşvikler ve muafiyetler getirilerek sermaye birikimine destek verilmiştir (Çoşkun, 2003:75).

1.6 Ulaşım ve Altyapı Yatırımları

            Ekonomik aktivitenin güçlü ve sürekli bir hale gelmesinde sağlam bir ulaşım altyapısı önem arz etmektedir. Cumhuriyet öncesi yabancı kuruluş ve devletlerin kontrolünde bulunan ulusal ulaşım ağı 1924 yılından itibaren devlet kontrolüne alınmaya başlamıştır. Devlet demir yolları devletleştirilmiş 1927 yılında ise Devlet Demiryolları ve Limanları İdare-i Umumiyesi kurulmuştur. Ulaştırma alanında yapılan diğer

Osmanlı devleti döneminde birçok limanın işletilmesi yabancıların elindeydi. 1926 yılında Kabotaj Kanunu çıkartılmış buna istinaden Türk deniz ticaretinin ve taşımacılığının gelişimi sağlanmıştır. Ayrıca havacılık alanında da gelişmeler yaşanmış 1926 yılında Kayseri’de uçak fabrikası açılmıştır (Coşkun, 2003: 74).

1923-1929 yılları arasında Türkiye koşullarına uygun kooperatif ve diğer hukuk düzenlemeleri üzerinde durulmuştur. Tarımsal kredi kooperatifleri için 1924’te İtibar-ı Zirai Birlikler Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun 1929’da geliştirilerek Zirai Kredi Kooperatifleri Kanununa çevrilmiştir (Çıkın, 2003: 28)

 

2.     1929-1939 Arası Planlı Kalkınma ve Devletçilik Uygulamaları

Cumhuriyet’in ilanı ile uygulamaya çalışılan liberal piyasacı ekonomi modeli birçok açıdan istenilen sonucu verememiştir. Yerleşik bir sermaye birikimimin olmaması, kapitalist bir tüccar sınıfının eksikliği, savaş sonrası ortaya çıkan üretken işgücünün olmaması gibi birçok unsur serbest piyasa sisteminin tam anlamda etkinliğinin oluşmasına engel olmuştur.

Bu dönemde özel girişimin yeterli sonuç vermemesi nedeni ile devletin önayak olduğu bir ekonomi politikasının izlendiği görülmektedir. Buna göre 1930’lu yıllarda Türkiye’de izlenen devletçi ekonomi politikalarının şekillenmesinde aşağıdaki faktörlerin etkili olduğunu söylemek mümkündür (Parasız, 1998: 29):

• 1923-1929 yıları arasında izlenen liberal ekonomi politikalarından arzulanan sonuç elde edilememesi,

• 1929 Büyük Dünya Bunalımının dünya ölçeğinde tüm ekonomileri olumsuz etkilemesi,

• SSCB’de uygulanmakta olan planlı ekonomi politikalarının ilk sonuçlarının başarılı olması,

• Klasik ekonomi politikalarının 1929 bunalımına çözüm üretememesi üzerine devletin ekonomiye müdahalesini savunan görüşlerin popülerlik kazanması.

Yukarıda özetlenen durumlar ile birlikte Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan tıkanıklığın önüne geçebilmek için paradigma değişimine giderek devletçilik ilkesi yönünde bir politika izlenmiştir.

Türkiye’de uygulanan devletçilik sosyalist bir anlayıştan ziyade piyasanın yeterli olmadığı alanlarda devletin piyasaya müdahale ederek yön vermesi gerektiğini savunan bir anlayışı ifade eder.

            Atatürk’ün 1933 yılında açıkladığı devletçilik rejimi aşağıdaki ilkeleri içermekteydi:

ü Özel teşebbüs herhangi bir alanda yeterince uzmanlaştığı takdirde o sektör kamudan özel teşebbüse devredilecektir.

ü  Devlet teşebbüsleri esas itibariyle sanayi sektörü için söz konusu olacaktır. Özel girişimi ve devlet teşebbüslerini finansal bakımdan desteklemek üzere devlet tarafından bankalar kurulacaktır.

ü  Tarımda devletin rolü olmayacaktır. Devlet tarımda araştırma amacıyla çiftlikler kuracak ve çiftçilere teknoloji aktaracaktır.

ü  Özel teşebbüs esastır. Ancak özel teşebbüsün ele alamadığı sektör devlet yatırımlarıyla sağlanacaktır. (Hiç, 1998:3287-3288)

Devletçi ekonomi politikasının birisi devlet işletmeciliği, diğeri de; ekonomik hayatın fiyat mekanizmasını, dış ticareti ve benzeri makroekonomik parametreleri denetleme yoluyla düzenlemeye çalışması gibi iki şekilde yürütüldüğü anlaşılmaktadır (Özyurt, 1981:132).

1929 yılında dünya çapında bütün ülkeleri etkileyen ekonomik kriz mevcut iktisat paradigmasının kökten bir değişimine yol açmıştır. O döneme kadar piyasacı bir bakış anlayışıyla bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler görüşü çerçevesinde piyasanın krizi kendiliğinden çözeceği ve ortadan kaldıracağı anlayışı hakimken 1929 yılında ortaya çıkan kriz ile bu durum ortadan kaybolmuştur.

ABD’de başlayan kriz bütün dünyaya yayılmış ve dünya çapında çok büyük bir ekonomik depresyon hakim olmuştur. Ekonomiler küçülmüş, işsizlik tavan yapmış, ülkeler iflas konumuna gelmiştir.

Bu dönemde Avrupa ülkeleri de çok ciddi ekonomik sorunlarla karşılaşmış hatta Almanya’da hiperenflasyon[2] ortaya çıkmıştır.

Türkiye ekonomisinde bu dönemde uygulamaya çalışılan piyasa odaklı liberal ekonomik paradigma uygulanabilirliğini kaybetmiştir.

1929 Krizi o kadar büyük çapta bir krizdir ki etkisi yaklaşık 10 yıl boyunca dünya ekonomilerini etkilemiş küresel anlamda toparlanma ancak Keynes tarafından etkin devlet mekanizmasının savunulduğu çalışma sonrası toparlanmaya başlamıştır.

Bu dönem aralığında küresel ekonomiler krizi en şiddetli bir şekilde yaşarken planlamacı sosyalist paradigmanın işler olduğu Sovyetler Birliği rekor büyümeler sergileyerek dikkati üzerine çekmiştir.

Türkiye ekonomisinin dünya ekonomisine entegrasyon seviyesinin nisbi düşüklüğü, ihracatın sadece tarım ürünlerine dayanmayıp çeşitli sektörleri de içermesi, Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ekonomiye sahip olmasıdır (Başkaya, 2004: 74). Türkiye Cumhuriyeti 1930 yılı başında Büyük Dünya Bunalımına karşı bazı önlemler almıştır. Bu önlemler iki amaca yöneliktir (Kepenek ve Yentürk, 2001: 67): 4

• Kamu harcamalarını kamu gelirlerine uygun olarak dengelemek

• İthalata sınırlamalar getirerek, dış ticaretin açık değil fazla vermesini sağlamak.

 

2.1 Kalkınma Planları Dönemi

 

1929 Krizi gölgesinde Türkiye ekonomisi dünya üzerinde planlamacı ekonomi uygulamalarına geçen ikinci ülke konumundadır.

Bu dönemde ekonomide ciddi dönüşümler yaşanmış olup bunlardan önemli olanları şu şekilde sıralanabilir.

1930 yılında Merkez Bankasının kurulması ve Türk Lirasının Kıymet Kanununun çıkarılması. Osmanlı döneminde piyasada dolaşımda bulunan paranın kontrolü yabancı devletlerin kontrolü altında bulunmaktaydı. Özellikle İngiltere ve Fransa kontrolündeki Osmanlı bankası Osmanlı parasının değerini ve miktarını istediği şekilde belirleme gücüne sahipti. Merkez Bankasının kurulması ile birlikte bu güç Türkiye Cumhuriyetine ait olmuş, senyoraj[3] geliri elde etme olanağı ortaya çıkmıştır.

Bankacılık anlamında bir diğer önemli kuruluş 1933 yılında kurulan Sümerbank ve İller Bankasıdır. Sümerbank aracılığı ile yerli ve milli dokuma tekstil, maden vb. sektörler desteklenmesi amaçlanmış, İller Bankası ile de yerel yönetimlerin güçlendirilmesi amaçlanmıştır.

1930-1939 yılları arasında devletçilik politikalarının uygulanma nedenleri;

ü  Sanayinin yetersiz olması ve tarımda geri kalınmış olması

ü  Özel sektörün sanayiyi geliştirebilecek sermayeye sahip olmaması

ü  Özel sektör girişimcilerin sanayiyi geliştirmesi için yeterli bilgi ve donanıma sahip olmamaları

ü  1929 Büyük Buhran’ın oluşturduğu olumsuzlukların ardından Keynesyen görüşün kabul görmesi

ü  Daha önce izlenen liberal politikalar ile sanayileşme ve kalkınmanın başarısızlığı uğraması

ü  Sovyetler Birliği’nde uygulanan planlı devlet ekonomisinin başarılı olması gibi unsurlar ön plana çıkmaktadır.

 

Devletçilik uygulamaları, en belirgin sekliyle 1932 yılı ile başlar. 1932 Temmuz’unda meclise sunulan ve devlete iktisadî konularda müdahale yetkisi veren sekiz kanun devletçi iktisat politikalarının başlangıcı kabul edilmektedir.(Boratav: 1974,110)

 

2.2. Birinci Beş Yıllık Kalkınma Planı (1934-1939)

 

1934-1938 yılları arasında uygulanan bu plan ile toprak reformu yapılarak tarıma teşvik sağlanmış ayrıca hammaddesi yurtiçinde bulunan malları işleyecek sanayi kuruluşları ile devletçe finanse edilmesi mümkün olan kuruluşların kurulmasına öncelik verilmiştir. Bu planın başlıca amaçları şu şekilde ifade etmek mümkündür;

ü  Sanayileşme için ihtiyaç duyulan nitelikli işgücünün yetiştirilmesini çalışmalarına hız vermek,

ü  Sınai üretim tesislerini faaliyete geçirmek,

ü  Bu tesislerin hammadde temininde sorun yaşamaması için kuruluş yerlerini uygun seçmek

ü  İthal edilen tüketim mallarında üretici pozisyonuna geçmek için çalışma yapmak birinci beş yıllık kalkınma planının ana unsurlarını oluşturmaktadır.

 

Birinci beş yıllık kalkınma planı Türkiye ekonomisinde oldukça fazla yatırımın yapıldığı ve temel altyapı hizmetlerinin faaliyete geçtiği bir dönem olarak ön plana çıkmaktadır.

Birinci beş yıllık kalkınma planının uygulandığı 1934 ile 1938 yılları arasında Türkiye ekonomisi % 6 gibi oldukça yüksek büyüme performansı yakalanmıştır. Bu dönemde diğer ülkeler ekonomik krizle boğuşup işsizlik oranları tavan yaparken Türkiye ekonomisinin yakaladığı bu başarı önem arz etmektedir.

Birinci beş yıllık kalkınma planı döneminde hayata geçirilen belli başlı kuruluşlar ve uygulamalar şu şekilde sıralanabilir:

ü  Tekstil, kendir kesen, demir-çelik, porselen-çini, kağıt, şeker ve gül sanayileri gibi sektörler faaliyete başlamıştır.

ü  Bu dönemde 1934 yılında Bakırköy Bez Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası, 1935’te Kayseri Bez Fabrikası, Paşabahçe Cam Fabrikası, kurulmuştur.

ü   Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası, 1936’da İzmit Birinci Kağıt Fabrikası, Çubuk Barajı inşaa edilerek faaliyete başlamıştır.

ü  1937’de Nazilli Basma Fabrikası ile Ereğli Bez Fabrikası, 1938’de Gemlik Suni İpek Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası ve Divriği Demir Madeni İşletmesi açılmıştır.

ü  Ayrıca İstatistik Genel Müdürlüğü (1930), Tekel Genel Müdürlüğü (1931), PTT Genel Müdürlüğü (1933), Hava Yolları İşletmesi (1933),

ü  Türkiye Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü (1935), Maden Tetkik Arama Enstitüsü (1935), Elektrik İşleri Etüd İdaresi (1935), Tapu Kadastro Umum Müdürlüğü (1936), Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (1937) (Coşkun,2003:76). bu dönemde hayata geçirilen önemli uygulamalar olarak ön plana çıkmaktadır.

Birinci beş yıllık kalkınma planının uygulandığı bu dönemde devletin normal gelirlerinin önemli bir bölümü devlet tekellerinden ve hükümet hizmetleri karşılığı elde edilen gelirlerden oluşmuştur. Devlet para basma yolunu tercih etmediği için vergileri ve tekel gelirlerini artırarak kamu harcamalarını karşılamaya ve bütçenin denkliğini sağlamaya çalışmıştır.

TCMB kaynaklarına ise kısa vadeli avanslar dışında başvurulmamıştır. Sıkı para ve denk bütçe politikalarının sürdürülmesi çabaları sonucu ülkede enflasyonist bir baskı ortaya çıkmamıştır. Yıllık fiyat artışı ortalama %5‟in altında kalmıştır.(Boratav: 1974;112)

 

3.     Sonuç ve Değerlendirme

 

1923 yılında cumhuriyetin hayata geçirilmesiyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün önderliğinde her anlamda bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Bu değişim ve dönüşümlerden en önemlisi şüphesiz tam bağımsızlık yolunda ekonomik bağımsızlığın sağlanması çalışmalarıdır. Bu amaç ve gayeyle toplanan İzmir İktisat Kongresi daha cumhuriyet ilan edilmeden toplanmış ve savaş ortamı bitmemiş olmasına karşın yapılmasıyla ekonomik devrimlerin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne sermektedir.

1929 yılına kadar uygulanan ekonomi politikalarının temel özelliği piyasa ekonomisine göre şekillenen ve daha çok özel sektörün ön planda olduğu devletin çok fazla faaliyette bulunmadığı bir dönem olarak ön plana çıkar. Her ne kadar özel kesim ağırlıklı bir amaçla hareket edilse de savaştan yeni çıkılması ve yerleşik bir sermaye sınıfının olmaması gibi durumlar istenilen sonucun alınmasına engel olmuştur.

1929 yılında yaşanan Dünya Krizi ise bu dönemde uygulanan ekonomi politikalarını büyük bir dönüşüme uğratmıştır. Devletçi iktisat politikalarının yoğun olarak uygulandığı 1929-1939 döneminde; özellikle madencilik, ulaştırma gibi yoğun sermaye gerektiren sanayi dalları ve alt yapı alanında yatırımlar yapılarak, temel sanayinin kurulması yönünde kayda değer gelişmeler sağlanmıştır. Devletçi iktisat politikaları doğrultusunda, yabancı sermayenin elinde bulunan özellikle alt yapı yatırımlarının millîleştirilmesi yoluna gidilmiştir.

Oldukça iyi sonuçların alındığı bu dönemde tarımdan sanayiye madenden tekstile bankacılıktan demiryollarına birçok ana faaliyet alanında altyapı yatırımları tamamlanmış devletin kurumsal temelleri yerine oturarak gelecek dönemlere önemli bir miras bırakmıştır. Atatürk’ün devletçilik uygulamasıyla sağlanan bu kazanımlar hiçbir dönem piyasası dışlamamış piyasa ile birlikte devletinde eksik kısımları tamamladığı bir ekonomi modeli olan karma ekonomi sistemini dünya ülkeleri arasında uygulayan ilk ülke olma konumuna yükseltmiştir.
Kaynakça

AKGÖNÜL, Hüseyin. (2001), “Atatürk Dönemi’nin Para Politikası”, Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF Dergisi, Cilt II, Sayı:2,ss:117-125. Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı:160, Ocak-Şubat, ss.111-132.

AKTAN, Okan H. (1998), “Atatürk’ün Ekonomi Politikası: Ulusal Bağımsızlık ve Ekonomik Bağımsızlık”, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cumhuriyetimizin 75.Yılı Özel Sayısı, ss.29-36.

ALTIPARMAK, Aytekin. (2002), “Türkiye’de Devletçilik Döneminde Özel Sektör Sanayiin Gelişimi”, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:13, ss.35-59.

BAŞKAYA, Fikret. (2004), Devletçilikten 24 Ocak Kararlarına Türkiye Ekonomisinde İki Bunalım Dönemi, Özgür Üniversite Yayınları, 2. Baskı, Ankara.

BORATAV, Korkut. (1974), Türkiye İktisat Tarihi 1908-1985, Gerçek Yayınevi, 6. Baskı, İstanbul.

ÇIKIN, Ayhan. (2003), “Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları ve Kooperatifçilik”, YAR Müdafaa-i Hukuk Dergisi, Sayı:62, Kasım ss.25-32.

COŞKUN, Ali. (2003), “Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türkiye Ekonomisi”, Atatürkçü Düşünce Dergisi, Sayı:4, Kasım, ss.72-77

HİÇ, Mükerrem. (1998), “Atatürk ve Ekonomik Rejim, Devletçilikten Günümüzde Piyasa Ekonomisine”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı:23-24, Cumhuriyet Özel Sayısı V, ss.3285-3292.

KAL’A, Ahmet. (1998), “Cumhuriyet Ekonomisinde İlk Dönem Gelişmeler (1923-1939)”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı:23-24, Cumhuriyet Özel Sayısı V, ss.3305- 3311.266

KEPENEK, Yakup ve YENTÜRK, Nurhan. (2001), Türkiye Ekonomisi, 12. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul.

OĞUZ, Fırat ve BAYAR, Fırat. (2003), “1923-2003 Türkiye Ekonomisi”, Hazine Dergisi, Cumhuriyetin 80. Yıl Özel Sayısı, Aralık, ss:3-40.

ÖZYURT, Hasan. (1981), “Atatürk’ün İktisadi Görüşleri ve Uygulamaları”, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı:13, Ağustos, ss:125-138.

PAÇACI, Cihan. (1998), “Cumhuriyet Döneminde Türk Bankacılık Sektörü”, Yeni Türkiye Dergisi, Sayı:23-24, Cumhuriyet Özel Sayısı V, ss.3398-3406.

PARASIZ, İlker. (1998), Türkiye Ekonomisi, 1923’den Günümüze İktisat ve İstikrar Politikaları, Ezgi Kitabevi Yayınları, Bursa.

SEMİZ, Yaşar. (1996), Atatürk Döneminin İktisadi Politikası –Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti-, Saray Kitabevi, Konya

SEVGİ, Cezmi. (1994), Sanayileşme Sürecinde Türkiye ve Sanayi Kuruluşlarının Alansal Dağılımı, Beta Basım Yayın Dağıtım, İstanbul.



[1] Duyun-u Umumiye: (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa İdaresi), Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçlarını ödemesi için 1881’de 2. Abdülhamit döneminde kurulan kurumdur.

[2] Hiperenflasyon, enflasyonun yılda yüzde 200 sınırını aştığı anlardaki halidir. Dörtnala enflasyon olarak da adlandırılır. Paranın değerinin yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimidir.

[3] Senyoraj: Para basma yetkisini elinde tutan kurumun, bu yetkisi dolayısıyla para basarak elde ettiği reel gelirdir. Para stokundaki değişimin fiyatlar genel seviyesine oranı ile ifade edilir. Enflasyonun sadece para miktarındaki artışından kaynaklanması durumunda, senyoraj ve enflasyon vergisi birbirine eşit olur. (Seigniorage)

Senyoraj veya sinyoraj, paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı değer arasındaki farktır.

Senyoraj geliri, devletin para basmak suretiyle elde ettiği gelirdir. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

ATATÜRK DÖNEMİ EKONOMİ POLİTİKALARI

ATATÜRK DÖNEMİ EKONOMİ POLİTİKALARI   Özet   Bu çalışmada cumhuriyetin ilanı sonrasında yeni Türk devletinde Atatürk öncülüğünde uyg...