ATATÜRK DÖNEMİ EKONOMİ POLİTİKALARI
Özet
Bu
çalışmada cumhuriyetin ilanı sonrasında yeni Türk devletinde Atatürk
öncülüğünde uygulanan ekonomi politikaları incelenmiştir. Söz konusu inceleme
iki ana dönem ve başlık altında yapılmıştır. Bu dönemlerden ilki 1923-1929
arası dönemde Cumhuriyetin ilanı ile başlayan ve İzmir İktisat kongresi ile
temelleri atılan liberal iktisat paradigması çerçevesinde şekillenen dönemdir.
Bu dönem 1929 yılına kadar sürmüş ve dünya çapında meydana gelen Büyük Buhran
ile son bulmuştur. 1929 -1939 arası ikinci dönem ise planlamacı devletçilik
paradigmasında şekillenmiş olup Türkiye bu dönemde Sovyetler birliğinden sonra
dünyada devlet müdahalesi uygulayıp kalkınma planlarını hayata geçiren ikinci
ülke olmuştur.
Ekonomik
açıdan oldukça önemli olan 1929-1939 arası Türkiye ekonomisinde ekonomik
temellerin atıldığı, ilk defa kamu iktisadi teşekküllerinin hayata geçirildiği,
toplumsal ve ekonomik yapıda köklü değişimlerin yaşandığı bir dönem olarak ön
plana çıkmaktadır. Varlıkları günümüze kadar devam eden birçok ekonomik yapı bu
dönemde kurulmuştur.
Osmanlı
Devletinin son döneminde meydana gelen savaşlar ve göçler sonrasında harap olan
Anadolu coğrafyası kendi öz gücüyle bir devrim gerçekleştirmiş bu devrimin
öncülüğünü ise Atatürk önderliğinde yaşamıştır. Atatürk kurtuluşu milli iktisat
hamlesinde bulmuş ve vizyoner bir bakış açısıyla birlikte Türkiye’yi muasır
medeniyetler yoluna sokmuştur.
Bu
çalışmada, cumhuriyetin ilk yıllarında Atatürk’ün iktisat politikası 1923-1929
yılları arası ve 1929-1938 yılları arası olmak üzere iki alt bölümde incelenecektir.
Anahtar Kelimeler: Ekonomi
Politikaları, Devletçilik, Liberal Politika, Kamu İktisadi Teşebbüsü
Giriş
Atatürk
önderliğinde gerçekleştirilen cumhuriyet devrimlerini incelemeden önce yeni
kurulmuş devletin geçmişten nasıl bir miras devraldığını incelemek yerinde
olacaktır. Osmanlı İmparatorluğu özellikle 19.yy’ın ortalarından itibaren
birçok reform hareketi gerçekleştirmeye çalışmış ancak tanzimat ve ıslahat
fermanlarıyla ortaya çıkan bu yeni dönem çöküşe engel olamamıştır. Siyasal
alanda ise 1800’lü yılların sonunda ilan edilen meşrutiyet rejimi kısa ömürlü
olmuş 1908 yılında ilan edilen ikinci meşrutiyet ise içinde bulunulan ortamında
etkisiyle İttihat terakkinin güdümünde bir sürece dönüşmüştür.
1900’lü
yılların başındaki siyasal gelişmeler aslında cumhuriyetin ilk yıllarının doğuş
noktasıdır. Şöyleki 1911 yılındaki Balkan ve Trablusgarp savaşları Anadoluya
ciddi bir göç hareketinin yaşanmasına yol açmış sonrasında daha işler tam
düzelmeden patlak veren Birinci dünya savaşı ise işlerin çığırından çıkmasına
yol açmıştır. Savaştan mağlup ayrılan Osmanlı Devleti çok ağır şartlarda
imzaladığı ateşkes anlaşması sonrasında Sevr gibi çok ağır bir antlaşma ile
karşı karşıya kalmıştır.
Cumhuriyetin
Osmanlı’dan devraldığı miras ise; savaşlardan bitap düşmüş bir halk, üretken
erkek nüfusu azalmış bir toplum ve tarım arazileri tarumar olmuş bir toprak
parçası olarak ifade edilebilir. (Coşkun, 2003: 72).
Kurtuluş
savaşında küllerinden doğan Türk milleti Mustafa Kemal önderliğinde ekonominin
içinde bulunduğu çok zor koşullar altında, bağımsızlık ilkesinden ödün vermeden
ülkenin imar ve ulusun kalkınması ancak yine ülkenin sınırlı kaynakları ile
gerçekleştirilmeye çalışılmıştır.
Bu
konudaki çabalar ve Cumhuriyetin ilk on yılında uygulanan politikalar
1930'ların başlarından itibaren önemli farklılık göstermiştir. İlk yıllarda
özel girişime verilen önceliğin yerini 1929'dan sonra devletçilik politikası
almıştır. Bu politika değişikliğinin nedeni dünya konjonktüründe ortaya çıkan
gelişmelerin (1929 Büyük Bunalımı) yanı sıra yeterli bilgi ve sermaye
birikimine sahip olmayan özel girişimin tek başına bu işin altından kalkamayacağının
anlaşılması olarak ön plana çıkmaktadır.(Aktan, 1998; 6)
1.
1923-1929 Arası Liberal Politikalar Dönemi
Kurtuluş
savaşından zaferle çıkan Atatürk’ün nihai hedefi her alanda tam bağımsız
Türkiye’nin inşası olmuştur. Bu bağlamda Lozan Konferansına giden heyetin başı
olan İsmet İnönü’ye kapitülasyonların kayıtsız ve şartsız kaldırılması
konusunda verdiği talimat kayda değer bir nitelik taşır. Hatta ilk görüşmeler
bu başlık nedeniyle tıkandığında heyeti geri çağırarak kapitülasyonların
kaldırılmasının ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir.
Atatürk’ün
ekonomi politikasının temel hedefi Türk Milleti’nin çağdaş uygarlık seviyesine
ulaştırmaktır. Tarımsal geçim ekonomisi ile geçimini sağlamaya çalışan yoksul ve
eğitimsiz bir savaş yorgunu toplumdan dünya ile rekabet edebilen, kendi kendine
yeten tam bağımsız bir ekonomi kurmayı amaçlamıştır.
Duyun-u
Umumiye[1]
nedeniyle ticari faaliyetleri büyük ölçüde durmuş bir ülke durumundaki
Türkiye’den gümrük, vergi ve üretimde kendine yetebilen bir ülke inşa etmek ve
bunu savaştan yeni çıkmış bir toplumla yapmak ancak Mustafa Kemal gibi bir
idealistin gerçekleştireceği türden bir devrimdi. Tüm bu problemlerin
çözümlenebilmesi ve yeni kurulacak olan devletin ekonomi politikasına yön
verecek önlemlerin belirlenmesi için 1923’te İzmir İktisat Kongresi
düzenlenmiştir (Karataş, 1998: 3318).
1923’ten
1929’a kadar geçen sürede siyasi, hukuki ve sosyal alanlarda ortaya çıkan
önemli gelişmeler, ekonomi politikalarının acil önlemler içerecek biçimde
şekillendirilmesini gerekli kılmıştır. Bu anlamda İzmir İktisat Kongresi’nin
Cumhuriyetin ilk yıllarındaki politikaların belirlenmesinde özel bir önemi
vardır (Oğuz ve Bayar, 2003: 5).
1.1.
İzmir İktisat Kongresi
İzmir’de
17 Şubat 1923 tarihinde toplanan Türkiye İktisat Kongresi’nin toplanma gayesiamacı,
savaştan yorgun çıkmış olan iktisadi faktörlerin ve birimlerin birbirlerini tanımalarını
sağlamak, onların ihtiyaçlarını tespit etmek, iktisadi konular üzerine
dikkatleri çekmek ve iktisat politikalarını da bu sonuçlara göre belirleme
isteğidir (Gökçen, 1998: 3256)
Atatürk’ün
kongreyi açarken yaptığı konuşma tarihe not düşmesi bakımından oldukça
önemlidir. Bu konuşmada ulu önder: "Yeni Türkiye'mizi layık olduğumuz
düzeye eriştirebilmemiz için mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek
zorundayız. Çünkü zamanımız tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey
değildir. Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik
zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz. Ekonomi
demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne
lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma
demektir, her şey demektir." demiştir.
İzmir
İktisat Kongresinde alınan önemli kararlardan birkaçı şu şekildeydi. ((Parasız,
1998: 3;Yavi, 2001: 283):
ü Ekonomik
gelişmeye katkısı olmak koşuluyla yabancı sermayeye izin verilecektir.
ü Yerli
üretimin geliştirilmesine çalışılacaktır,
ü İç
gümrükler kaldırılacak, koruyucu gümrük tarifeleri kabul edilecektir,
ü Türk
limanlarında kabotaj hakkı sağlanması ve demiryolu, limanlar ile diğer ulaşım
altyapısı geliştirilecektir,
ü İç
gümrükler kaldırılacak, koruyucu gümrük tarifeleri kabul edilecektir. (Yavi,
2001: 282-283)
Yukarıda
bazı kararları verilen İzmir İktisat Kongresi kararlarından da anlaşılacağı
üzere bu dönemdeki ekonomi politikaları daha çok serbest piyasa anlayışı
üzerine kurulmuştur. Yabancı sermayenin gelmesi ise alınan kararlara karşın pek
mümkün olmamıştır. Çünkü bu dönemdeki sermaye hareketlerindeki uluslararası
kısıtlamalar ve küreselleşmenin günümüzdeki kadar etkili olmaması yabancı
sermayenin ve yatırımların sınırlı kalmasına yol açmıştır. (Hiç,
1998: 3286).
1.2
İş Bankasının kurulması
Türkiye
İş Bankası 26 Ağustos 1924 yılında Atatürk'ün direktifleriyle İzmir Birinci
İktisat Kongresi'nde alınan kararlar doğrultusunda 26 Ağustos 1924 tarihinde
kuruldu. İş Bankası ilk Genel Müdürü Celal Bayar'ın liderliğinde 2 şube ve 37
personel ile hizmete başladı. İş Bankası 1 milyon TL'lik nominal sermaye ile
kuruldu. Bu sermayenin fiilen ödenen 250 bin TL'lik bölümü ise bizzat Atatürk
tarafından karşılandı.
Türkiye'de
tüm bankacılık işlemlerini gerçekleştirmek, sınai gelişmeyi başlatmak, ulusal
tasarrufları harekete geçirmek, temel ekonomik atılımları finanse etmek ve
kredi ihtiyaçlarını karşılamak, yeni kurulan bir ülke için yaşamsal önemde
etkinliklerdi.
İş
Bankası serbest piyasa anlayışı doğrultusunda kamu kaynakları kullanmadan özel
girişimle kurulmuş bir banka olarak ön plana çıkmaktaydı. İzmir İktisat
Kongresinde alınan kararların en belirgin yansıması olarak nitelenebilecek bu
kuruluş hem cumhuriyetin kuruluş döneminde hem de sonrasında birçok ekonomik
atılıma öncülük etmesi bakımından önem arz etmektedir.
1.3
Lozan’ın Ekonomik Maddeleri
Lozan
Barış antlaşması modern Türk devletinin kuruluş vesikası olmasının yanı sıra
ekonomik bakımdan da tam bağımsızlığının dünyaya ilanıdır. Şüphesiz tam
bağımsızlık anlamında kapitülasyonların kaldırılması önemli bir yol ayrımını
ifade eder. Kapitülasyonlar ilk olarak Kanuni zamanında Fransa’ya siyasi amaçla
verilen fakat sonrasında tüm Avrupa ülkelerine sağlanan ve ekonomiyi bir bütün
olarak Pazar konumuna düşüren imtiyazladır.
Kapitülasyonların
kaldırılması büyük bir başarı olarak görünmesine rağmen bu antlaşma ile Osmanlı
borçlarının büyük bir bölümü Türkiye Cumhuriyeti tarafından devralınmıştır.
Lozan’ın öngördüğü sınırlar dikkate alınarak Osmanlı borcu, Türkiye Cumhuriyeti
ile imparatorluğun topraklarını paylaşan diğer devletler arasında dağıtılmıştır
(Boratav, 1998:32).
1.4
Vergi Düzenlemeleri ve Millileştirme Hamleleri
1926
yılında Osmanlı İmparatorluğu’ndan intikal eden vergilerden temettü ve harp
vergisi kaldırılmıştır. Ayrıca Osmanlı’dan kalan 1925 yılında yürürlükten
kaldırılması önemli bir adım olarak nitelendirilebilir(Korkmaz, 1998: 3414).
Bu
dönemde aşar vergisinin kaldırılmasından kaynaklı gelir kayıplarının önüne
geçmek için önemli devletleştirme adımları atılmıştır. Bunlardan en dikkat
çekenleri ispirto, kibrit, şeker gibi temel mamullerin devletleşitirilmesi
yönünde karar alınmasıdır. Osmanlı döneminde devlete ait olan bu tekeller 1925
yılında kurulan Sanayi ve Maadin Bankası tarafından devralınmıştır (Aktan,
1998: 34).
1.5
Teşvik-i Sanayi Kanunu
İktisadi açıdan kalkınma yolunda en önemli
kilit noktalardan birisi yerli ve milli sanayi hamlesinin yapılmasıdır. Atatürk
cumhuriyetin ilanından sonra bu amaçla bir çok adım atmış yerli üretimin
güçlenmesi adına birçok yeniliği hayata geçirmiştir. İlkin 1913 yılında çıkan
Teşvik-i Sanayi Kanunu revize edilerek 1927 yılında yeni bir çalışma
hazırlanmıştır. Yeni çalışmayla yerli sanayi sektörüne ucuz devlet arazisi tahsisi,
çeşitli vergi muafiyetleri, taşıma indirimleri gibi teşvikler ve muafiyetler
getirilerek sermaye birikimine destek verilmiştir (Çoşkun, 2003:75).
1.6
Ulaşım ve Altyapı Yatırımları
Ekonomik aktivitenin güçlü ve
sürekli bir hale gelmesinde sağlam bir ulaşım altyapısı önem arz etmektedir.
Cumhuriyet öncesi yabancı kuruluş ve devletlerin kontrolünde bulunan ulusal
ulaşım ağı 1924 yılından itibaren devlet kontrolüne alınmaya başlamıştır.
Devlet demir yolları devletleştirilmiş 1927 yılında ise Devlet Demiryolları ve Limanları
İdare-i Umumiyesi kurulmuştur. Ulaştırma alanında yapılan diğer
Osmanlı
devleti döneminde birçok limanın işletilmesi yabancıların elindeydi. 1926
yılında Kabotaj Kanunu çıkartılmış buna istinaden Türk deniz ticaretinin ve
taşımacılığının gelişimi sağlanmıştır. Ayrıca havacılık alanında da gelişmeler
yaşanmış 1926 yılında Kayseri’de uçak fabrikası açılmıştır (Coşkun, 2003: 74).
1923-1929
yılları arasında Türkiye koşullarına uygun kooperatif ve diğer hukuk
düzenlemeleri üzerinde durulmuştur. Tarımsal kredi kooperatifleri için 1924’te
İtibar-ı Zirai Birlikler Kanunu çıkarılmıştır. Bu kanun 1929’da geliştirilerek
Zirai Kredi Kooperatifleri Kanununa çevrilmiştir (Çıkın, 2003: 28)
2.
1929-1939 Arası Planlı Kalkınma ve Devletçilik
Uygulamaları
Cumhuriyet’in
ilanı ile uygulamaya çalışılan liberal piyasacı ekonomi modeli birçok açıdan
istenilen sonucu verememiştir. Yerleşik bir sermaye birikimimin olmaması,
kapitalist bir tüccar sınıfının eksikliği, savaş sonrası ortaya çıkan üretken
işgücünün olmaması gibi birçok unsur serbest piyasa sisteminin tam anlamda
etkinliğinin oluşmasına engel olmuştur.
Bu
dönemde özel girişimin yeterli sonuç vermemesi nedeni ile devletin önayak
olduğu bir ekonomi politikasının izlendiği görülmektedir. Buna göre 1930’lu
yıllarda Türkiye’de izlenen devletçi ekonomi politikalarının şekillenmesinde
aşağıdaki faktörlerin etkili olduğunu söylemek mümkündür (Parasız, 1998: 29):
•
1923-1929 yıları arasında izlenen liberal ekonomi politikalarından arzulanan sonuç
elde edilememesi,
•
1929 Büyük Dünya Bunalımının dünya ölçeğinde tüm ekonomileri olumsuz
etkilemesi,
•
SSCB’de uygulanmakta olan planlı ekonomi politikalarının ilk sonuçlarının
başarılı olması,
•
Klasik ekonomi politikalarının 1929 bunalımına çözüm üretememesi üzerine
devletin ekonomiye müdahalesini savunan görüşlerin popülerlik kazanması.
Yukarıda
özetlenen durumlar ile birlikte Türkiye ekonomisinde ortaya çıkan tıkanıklığın
önüne geçebilmek için paradigma değişimine giderek devletçilik ilkesi yönünde
bir politika izlenmiştir.
Türkiye’de
uygulanan devletçilik sosyalist bir anlayıştan ziyade piyasanın yeterli
olmadığı alanlarda devletin piyasaya müdahale ederek yön vermesi gerektiğini
savunan bir anlayışı ifade eder.
Atatürk’ün
1933 yılında açıkladığı devletçilik rejimi aşağıdaki ilkeleri içermekteydi:
ü Özel
teşebbüs herhangi bir alanda yeterince uzmanlaştığı takdirde o sektör kamudan
özel teşebbüse devredilecektir.
ü Devlet
teşebbüsleri esas itibariyle sanayi sektörü için söz konusu olacaktır. Özel girişimi
ve devlet teşebbüslerini finansal bakımdan desteklemek üzere devlet tarafından
bankalar kurulacaktır.
ü Tarımda
devletin rolü olmayacaktır. Devlet tarımda araştırma amacıyla çiftlikler
kuracak ve çiftçilere teknoloji aktaracaktır.
ü Özel
teşebbüs esastır. Ancak özel teşebbüsün ele alamadığı sektör devlet
yatırımlarıyla sağlanacaktır. (Hiç, 1998:3287-3288)
Devletçi
ekonomi politikasının birisi devlet işletmeciliği, diğeri de; ekonomik hayatın
fiyat mekanizmasını, dış ticareti ve benzeri makroekonomik parametreleri
denetleme yoluyla düzenlemeye çalışması gibi iki şekilde yürütüldüğü
anlaşılmaktadır (Özyurt, 1981:132).
1929
yılında dünya çapında bütün ülkeleri etkileyen ekonomik kriz mevcut iktisat
paradigmasının kökten bir değişimine yol açmıştır. O döneme kadar piyasacı bir
bakış anlayışıyla bırakınız yapsınlar bırakınız geçsinler görüşü çerçevesinde
piyasanın krizi kendiliğinden çözeceği ve ortadan kaldıracağı anlayışı hakimken
1929 yılında ortaya çıkan kriz ile bu durum ortadan kaybolmuştur.
ABD’de
başlayan kriz bütün dünyaya yayılmış ve dünya çapında çok büyük bir ekonomik
depresyon hakim olmuştur. Ekonomiler küçülmüş, işsizlik tavan yapmış, ülkeler
iflas konumuna gelmiştir.
Bu
dönemde Avrupa ülkeleri de çok ciddi ekonomik sorunlarla karşılaşmış hatta
Almanya’da hiperenflasyon[2]
ortaya çıkmıştır.
Türkiye
ekonomisinde bu dönemde uygulamaya çalışılan piyasa odaklı liberal ekonomik
paradigma uygulanabilirliğini kaybetmiştir.
1929
Krizi o kadar büyük çapta bir krizdir ki etkisi yaklaşık 10 yıl boyunca dünya
ekonomilerini etkilemiş küresel anlamda toparlanma ancak Keynes tarafından
etkin devlet mekanizmasının savunulduğu çalışma sonrası toparlanmaya
başlamıştır.
Bu
dönem aralığında küresel ekonomiler krizi en şiddetli bir şekilde yaşarken
planlamacı sosyalist paradigmanın işler olduğu Sovyetler Birliği rekor
büyümeler sergileyerek dikkati üzerine çekmiştir.
Türkiye
ekonomisinin dünya ekonomisine entegrasyon seviyesinin nisbi düşüklüğü,
ihracatın sadece tarım ürünlerine dayanmayıp çeşitli sektörleri de içermesi,
Türkiye’nin kendi kendine yeten bir ekonomiye sahip olmasıdır (Başkaya, 2004:
74). Türkiye Cumhuriyeti 1930 yılı başında Büyük Dünya Bunalımına karşı bazı
önlemler almıştır. Bu önlemler iki amaca yöneliktir (Kepenek ve Yentürk, 2001:
67): 4
•
Kamu harcamalarını kamu gelirlerine uygun olarak dengelemek
•
İthalata sınırlamalar getirerek, dış ticaretin açık değil fazla vermesini sağlamak.
2.1 Kalkınma
Planları Dönemi
1929
Krizi gölgesinde Türkiye ekonomisi dünya üzerinde planlamacı ekonomi
uygulamalarına geçen ikinci ülke konumundadır.
Bu
dönemde ekonomide ciddi dönüşümler yaşanmış olup bunlardan önemli olanları şu
şekilde sıralanabilir.
1930
yılında Merkez Bankasının kurulması ve Türk Lirasının Kıymet Kanununun
çıkarılması. Osmanlı döneminde piyasada dolaşımda bulunan paranın kontrolü
yabancı devletlerin kontrolü altında bulunmaktaydı. Özellikle İngiltere ve
Fransa kontrolündeki Osmanlı bankası Osmanlı parasının değerini ve miktarını
istediği şekilde belirleme gücüne sahipti. Merkez Bankasının kurulması ile
birlikte bu güç Türkiye Cumhuriyetine ait olmuş, senyoraj[3]
geliri elde etme olanağı ortaya çıkmıştır.
Bankacılık
anlamında bir diğer önemli kuruluş 1933 yılında kurulan Sümerbank ve İller
Bankasıdır. Sümerbank aracılığı ile yerli ve milli dokuma tekstil, maden vb.
sektörler desteklenmesi amaçlanmış, İller Bankası ile de yerel yönetimlerin
güçlendirilmesi amaçlanmıştır.
1930-1939
yılları arasında devletçilik politikalarının uygulanma nedenleri;
ü Sanayinin
yetersiz olması ve tarımda geri kalınmış olması
ü Özel
sektörün sanayiyi geliştirebilecek sermayeye sahip olmaması
ü Özel
sektör girişimcilerin sanayiyi geliştirmesi için yeterli bilgi ve donanıma
sahip olmamaları
ü 1929
Büyük Buhran’ın oluşturduğu olumsuzlukların ardından Keynesyen görüşün kabul
görmesi
ü Daha
önce izlenen liberal politikalar ile sanayileşme ve kalkınmanın başarısızlığı
uğraması
ü Sovyetler
Birliği’nde uygulanan planlı devlet ekonomisinin başarılı olması gibi unsurlar
ön plana çıkmaktadır.
Devletçilik
uygulamaları, en belirgin sekliyle 1932 yılı ile başlar. 1932 Temmuz’unda
meclise sunulan ve devlete iktisadî konularda müdahale yetkisi veren sekiz
kanun devletçi iktisat politikalarının başlangıcı kabul edilmektedir.(Boratav:
1974,110)
2.2. Birinci Beş
Yıllık Kalkınma Planı (1934-1939)
1934-1938
yılları arasında uygulanan bu plan ile toprak reformu yapılarak tarıma teşvik
sağlanmış ayrıca hammaddesi yurtiçinde bulunan malları işleyecek sanayi
kuruluşları ile devletçe finanse edilmesi mümkün olan kuruluşların kurulmasına
öncelik verilmiştir. Bu planın başlıca amaçları şu şekilde ifade etmek
mümkündür;
ü Sanayileşme
için ihtiyaç duyulan nitelikli işgücünün yetiştirilmesini çalışmalarına hız
vermek,
ü Sınai
üretim tesislerini faaliyete geçirmek,
ü Bu
tesislerin hammadde temininde sorun yaşamaması için kuruluş yerlerini uygun
seçmek
ü İthal
edilen tüketim mallarında üretici pozisyonuna geçmek için çalışma yapmak
birinci beş yıllık kalkınma planının ana unsurlarını oluşturmaktadır.
Birinci
beş yıllık kalkınma planı Türkiye ekonomisinde oldukça fazla yatırımın
yapıldığı ve temel altyapı hizmetlerinin faaliyete geçtiği bir dönem olarak ön
plana çıkmaktadır.
Birinci
beş yıllık kalkınma planının uygulandığı 1934 ile 1938 yılları arasında Türkiye
ekonomisi % 6 gibi oldukça yüksek büyüme performansı yakalanmıştır. Bu dönemde
diğer ülkeler ekonomik krizle boğuşup işsizlik oranları tavan yaparken Türkiye
ekonomisinin yakaladığı bu başarı önem arz etmektedir.
Birinci
beş yıllık kalkınma planı döneminde hayata geçirilen belli başlı kuruluşlar ve
uygulamalar şu şekilde sıralanabilir:
ü Tekstil,
kendir kesen, demir-çelik, porselen-çini, kağıt, şeker ve gül sanayileri gibi sektörler
faaliyete başlamıştır.
ü Bu
dönemde 1934 yılında Bakırköy Bez Fabrikası, Keçiborlu Kükürt Fabrikası,
1935’te Kayseri Bez Fabrikası, Paşabahçe Cam Fabrikası, kurulmuştur.
ü Zonguldak Türk Antrasit Fabrikası, 1936’da İzmit
Birinci Kağıt Fabrikası, Çubuk Barajı inşaa edilerek faaliyete başlamıştır.
ü 1937’de
Nazilli Basma Fabrikası ile Ereğli Bez Fabrikası, 1938’de Gemlik Suni İpek
Fabrikası, Bursa Merinos Fabrikası ve Divriği Demir Madeni İşletmesi
açılmıştır.
ü Ayrıca
İstatistik Genel Müdürlüğü (1930), Tekel Genel Müdürlüğü (1931), PTT Genel
Müdürlüğü (1933), Hava Yolları İşletmesi (1933),
ü Türkiye
Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü (1935), Maden Tetkik Arama Enstitüsü (1935),
Elektrik İşleri Etüd İdaresi (1935), Tapu Kadastro Umum Müdürlüğü (1936),
Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (1937) (Coşkun,2003:76). bu dönemde
hayata geçirilen önemli uygulamalar olarak ön plana çıkmaktadır.
Birinci
beş yıllık kalkınma planının uygulandığı bu dönemde devletin normal
gelirlerinin önemli bir bölümü devlet tekellerinden ve hükümet hizmetleri
karşılığı elde edilen gelirlerden oluşmuştur. Devlet para basma yolunu tercih
etmediği için vergileri ve tekel gelirlerini artırarak kamu harcamalarını
karşılamaya ve bütçenin denkliğini sağlamaya çalışmıştır.
TCMB
kaynaklarına ise kısa vadeli avanslar dışında başvurulmamıştır. Sıkı para ve
denk bütçe politikalarının sürdürülmesi çabaları sonucu ülkede enflasyonist bir
baskı ortaya çıkmamıştır. Yıllık fiyat artışı ortalama %5‟in altında kalmıştır.(Boratav:
1974;112)
3.
Sonuç ve Değerlendirme
1923 yılında
cumhuriyetin hayata geçirilmesiyle birlikte Türkiye Cumhuriyeti Atatürk’ün
önderliğinde her anlamda bir değişim ve dönüşüm sürecine girmiştir. Bu değişim
ve dönüşümlerden en önemlisi şüphesiz tam bağımsızlık yolunda ekonomik bağımsızlığın
sağlanması çalışmalarıdır. Bu amaç ve gayeyle toplanan İzmir İktisat Kongresi
daha cumhuriyet ilan edilmeden toplanmış ve savaş ortamı bitmemiş olmasına
karşın yapılmasıyla ekonomik devrimlerin ne kadar önemli olduğunu gözler önüne
sermektedir.
1929
yılına kadar uygulanan ekonomi politikalarının temel özelliği piyasa
ekonomisine göre şekillenen ve daha çok özel sektörün ön planda olduğu devletin
çok fazla faaliyette bulunmadığı bir dönem olarak ön plana çıkar. Her ne kadar
özel kesim ağırlıklı bir amaçla hareket edilse de savaştan yeni çıkılması ve
yerleşik bir sermaye sınıfının olmaması gibi durumlar istenilen sonucun
alınmasına engel olmuştur.
1929
yılında yaşanan Dünya Krizi ise bu dönemde uygulanan ekonomi politikalarını
büyük bir dönüşüme uğratmıştır. Devletçi iktisat
politikalarının yoğun olarak uygulandığı 1929-1939 döneminde; özellikle
madencilik, ulaştırma gibi yoğun sermaye gerektiren sanayi dalları ve alt yapı
alanında yatırımlar yapılarak, temel sanayinin kurulması yönünde kayda değer
gelişmeler sağlanmıştır. Devletçi iktisat politikaları doğrultusunda, yabancı
sermayenin elinde bulunan özellikle alt yapı yatırımlarının millîleştirilmesi yoluna
gidilmiştir.
Oldukça
iyi sonuçların alındığı bu dönemde tarımdan sanayiye madenden tekstile
bankacılıktan demiryollarına birçok ana faaliyet alanında altyapı yatırımları
tamamlanmış devletin kurumsal temelleri yerine oturarak gelecek dönemlere
önemli bir miras bırakmıştır. Atatürk’ün devletçilik uygulamasıyla sağlanan bu
kazanımlar hiçbir dönem piyasası dışlamamış piyasa ile birlikte devletinde
eksik kısımları tamamladığı bir ekonomi modeli olan karma ekonomi sistemini
dünya ülkeleri arasında uygulayan ilk ülke olma konumuna yükseltmiştir.
Kaynakça
AKGÖNÜL,
Hüseyin. (2001),
“Atatürk Dönemi’nin Para Politikası”, Afyon Kocatepe Üniversitesi İİBF
Dergisi, Cilt II, Sayı:2,ss:117-125. Türk Dünyası Araştırmaları,
Sayı:160, Ocak-Şubat, ss.111-132.
AKTAN,
Okan H. (1998),
“Atatürk’ün Ekonomi Politikası: Ulusal Bağımsızlık ve Ekonomik Bağımsızlık”, Hacettepe
Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, Cumhuriyetimizin 75.Yılı Özel
Sayısı, ss.29-36.
ALTIPARMAK,
Aytekin. (2002), “Türkiye’de
Devletçilik Döneminde Özel Sektör Sanayiin Gelişimi”, Erciyes Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:13, ss.35-59.
BAŞKAYA,
Fikret. (2004), Devletçilikten
24 Ocak Kararlarına Türkiye Ekonomisinde İki Bunalım Dönemi, Özgür
Üniversite Yayınları, 2. Baskı, Ankara.
BORATAV,
Korkut. (1974), Türkiye
İktisat Tarihi 1908-1985, Gerçek Yayınevi, 6. Baskı, İstanbul.
ÇIKIN,
Ayhan. (2003),
“Atatürk Dönemi Ekonomi Politikaları ve Kooperatifçilik”, YAR Müdafaa-i
Hukuk Dergisi, Sayı:62, Kasım ss.25-32.
COŞKUN,
Ali. (2003),
“Cumhuriyetin İlk Yıllarında Türkiye Ekonomisi”, Atatürkçü Düşünce Dergisi,
Sayı:4, Kasım, ss.72-77
HİÇ,
Mükerrem. (1998),
“Atatürk ve Ekonomik Rejim, Devletçilikten Günümüzde Piyasa Ekonomisine”, Yeni
Türkiye Dergisi, Sayı:23-24, Cumhuriyet Özel Sayısı V, ss.3285-3292.
KAL’A,
Ahmet. (1998),
“Cumhuriyet Ekonomisinde İlk Dönem Gelişmeler (1923-1939)”, Yeni Türkiye
Dergisi, Sayı:23-24, Cumhuriyet Özel Sayısı V, ss.3305- 3311.266
KEPENEK,
Yakup ve YENTÜRK, Nurhan. (2001), Türkiye Ekonomisi,
12. Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul.
OĞUZ,
Fırat ve BAYAR, Fırat.
(2003), “1923-2003 Türkiye Ekonomisi”, Hazine Dergisi, Cumhuriyetin 80.
Yıl Özel Sayısı, Aralık, ss:3-40.
ÖZYURT,
Hasan. (1981),
“Atatürk’ün İktisadi Görüşleri ve Uygulamaları”, Türk Dünyası Araştırmaları,
Sayı:13, Ağustos, ss:125-138.
PAÇACI,
Cihan. (1998),
“Cumhuriyet Döneminde Türk Bankacılık Sektörü”, Yeni Türkiye Dergisi,
Sayı:23-24, Cumhuriyet Özel Sayısı V, ss.3398-3406.
PARASIZ,
İlker. (1998), Türkiye
Ekonomisi, 1923’den Günümüze İktisat ve İstikrar Politikaları, Ezgi
Kitabevi Yayınları, Bursa.
SEMİZ,
Yaşar. (1996), Atatürk
Döneminin İktisadi Politikası –Milli İktisat ve Tasarruf Cemiyeti-, Saray
Kitabevi, Konya
SEVGİ,
Cezmi. (1994), Sanayileşme
Sürecinde Türkiye ve Sanayi Kuruluşlarının Alansal Dağılımı, Beta Basım
Yayın Dağıtım, İstanbul.
[1] Duyun-u Umumiye: (Düyun-u Umumiye-i Osmaniye Varidat-ı Muhassasa
İdaresi), Osmanlı İmparatorluğu’nun dış borçlarını ödemesi için 1881’de 2.
Abdülhamit döneminde kurulan kurumdur.
[2] Hiperenflasyon, enflasyonun yılda yüzde 200
sınırını aştığı anlardaki halidir. Dörtnala enflasyon olarak da adlandırılır.
Paranın değerinin yitirdiği en şiddetli enflasyon biçimidir.
[3] Senyoraj: Para basma yetkisini elinde tutan
kurumun, bu yetkisi dolayısıyla para basarak elde ettiği reel gelirdir. Para
stokundaki değişimin fiyatlar genel seviyesine oranı ile ifade edilir.
Enflasyonun sadece para miktarındaki artışından kaynaklanması durumunda,
senyoraj ve enflasyon vergisi birbirine eşit olur. (Seigniorage)
Senyoraj
veya sinyoraj, paranın üretim maliyeti ile üzerinde yazılı değer arasındaki
farktır.
Senyoraj geliri, devletin para basmak suretiyle elde ettiği gelirdir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder